“Araf” Cen­netle cehen­nem arası Bölge anlamındadır..

Tef­sir Riva­yete Göre Araf sure­si­nin iniş sebebi:

Mekke döne­minde inmiş­tir. 163–170. âyet­le­rin Medine döne­minde indi­ğini söy­le­yen âlim­ler de var­dır. 206 âyet­tir. Sûre adını, 46. ve 48. âyet­lerde geçen “el-A’râf” keli­me­sin­den almış­tır. “el-A’râf”, yük­sek yer­ler, yük­sek mev­ki­ler demek­tir. Sûrede temel konu ola­rak, ilahi vah­yin doğ­ru­luğu ve vahye duyu­lan ihti­yaç işlenmektedir

( Ayet 2. ) Elif Lâm Mîm Sâd.

Bu harf­ler ile ilgili ola­rak Bakara sûre­si­nin ilk âye­ti­nin dip­no­tuna bakınız.

( Ayet 2,) Bu, sana, ken­di­siyle (insan­ları) uyar­man için ve mü’minlere öğüt ola­rak indi­ril­miş bir kitap­tır. Artık ondan dolayı göğ­sünde bir sıkıntı olmasın.

Bu âyette, insan­la­rın küfürde, zulümde, şirkte Allah’a karşı yalan­lar uydur­mada ısrar etme­leri, ilahi davete sırt çevir­me­leri kar­şı­sında sıkı­lan Pey­gam­be­ri­miz teselli edil­mek­te­dir. Konu ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: Hicr sûresi, âyet, 97; Kehf sûresi, âyet, 5,6; Hûd sûresi, âyet, 12.)

( Ayet 6, ) Ken­di­le­rine pey­gam­ber gön­de­ri­len­lere mut­laka soracağız.

Konu ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: Kasas sûresi, âyet, 65.

( Ayet 6, )  Pey­gam­ber­lere de elbette soracağız.

Konu ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: Mâide sûresi, âyet, 109.

( Ayet 10, )  Andol­sun, size yer­yü­zünde imkan ve ikti­dar verdik.

Âye­tin bu kısmı, “Andol­sun sizi yer­yü­züne yer­leş­tir­dik” şek­linde de ter­cüme edilebilir.

( Ayet 46, )  İkisi (cen­net ve cehen­nem) ara­sında bir sur

Bu “sur” ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: Hadid sûresi, âyet, 13.

( Ayet 46, ) A’râf 

A’râf, yük­sek yer­ler, yük­sek mev­ki­ler demek­tir. Bazı müfes­sir­ler, “A’râf” ile cen­net ve cehen­nem ara­sın­daki surun yük­sek yer­leri ve sırt­la­rı­nın kas­te­dil­di­ğini ifade etmektedirler.

( Ayet 51. ) Onlar din­le­rini oyun ve eğlence edin­miş­ler ve dünya hayatı da ken­di­le­rini aldat­mıştı. İşte onlar bu gün­le­rine kavu­şa­cak­la­rını nasıl unut­tu­lar ve âyet­le­ri­mizi nasıl inkar edip dur­du­larsa biz de onları bugün öyle unuturuz.

Konu ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: En’âm sûresi, âyet, 70.

( Ayet 54. ) Şüp­he­siz sizin Rab­bi­niz, gök­leri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yara­tan ve Arş’a

Arş, kud­ret ve haki­mi­yet tahtı, sınır­sız kud­ret makamı demektir.

( Ayet 58. )  (Top­rağı) iyi ve elve­rişli bel­de­nin bit­kisi, Rab­bi­nin izniyle bol ve bere­ketli çıkar. (Top­rağı) kötü ve elve­riş­siz olan­dan ise, fay­da­sız bit­ki­den baş­kası çık­maz. Şük­re­decek bir top­lum için biz âyet­leri işte böyle deği­şik biçim­lerde açıklıyoruz.

Rah­met rüz­gar­ları gibi Pey­gam­ber­ler de ilahi rah­me­tin müj­de­le­yi­ci­le­ri­dir. Teb­li­ğine memur olduk­ları semavi kitap­lar yağ­mur yüklü bulut­lar gibi kalp­le­rin can suyu­dur. Top­rak gibi insan­la­rın da iyisi, kötüsü var­dır. İyi­ler verimli top­rak gibi, top­luma yararlı olur­lar. Kötü­ler ise çorak top­rağa ben­zer­ler. Top­luma fay­da­ları dokunmaz.

( Ayet 84, )  Onla­rın üstüne bir azap yağ­muru yağdırdık.”

Hicr sûre­si­nin 74. âye­tinde de ifade edil­diği gibi bu yağ­mur taş yağmurudur.

( Ayet 99. )   Yoksa Allah’ın tuza­ğın­dan emin mi oldu­lar? Ziyana uğra­yan kavim­den baş­kası Allah’ın tuza­ğın­dan emin olamaz.

Allah’ın tuzağı” ifa­desi mecazî olup, inkar­cı­lara müh­let verip, sonra onları ansı­zın yaka­la­ması”, “inkar­cı­la­rın inkar­la­rına kar­şı­lık ver­mesi” gibi anlam­lar ifade eder.

( Ayet 105. )  Bana, Allah’a karşı sadece ger­çeği söy­le­mem yara­şır. Ben size Rab­bi­niz­den açık bir delil (mucize) getir­dim. Artık İsra­ilo­ğul­la­rını benimle gönder.

Fira­vun İsra­ilo­ğul­la­rını vatan­la­rın­dan uzak­laş­tır­mış, onları en zor işlerde köle ola­rak çalıştırıyordu.

( Ayet 108. ) Elini (koy­nun­dan) çıkardı. Bir de ne gör­sün­ler o, bakan­lar için, bem­be­yaz olmuş.

Hz. Mûsâ’nın bu muci­zesi için bakı­nız: Kasas sûresi, âyet, 32; Şuarâ sûresi, âyet, 33.

( Ayet 110. ) “Sizi yeri­niz­den çıkar­mak isti­yor.” Fira­vun ileri gelen­lere, “Öyle ise siz ne düşü­nü­yor­su­nuz?” dedi.

Hz. Mûsâ’nın, Fira­vun ve sihir­baz­larla ara­la­rında geçen bu olay için ayrıca bakı­nız: Tâhâ sûresi, âyet, 60–63; Şuarâ sûresi, âyet, 43–44.

( Ayet 137, ) Hor görü­lüp ezil­mekte olan kavmi (İsra­ilo­ğul­la­rını), top­ra­ğına bol­luk ve bere­ket ver­di­ği­miz yerin doğu ve batı taraf­la­rına mirasçı kıl­dık. Rab­bi­nin İsra­ilo­ğul­la­rına ver­diği güzel söz, onla­rın sab­ret­me­leri kar­şı­lı­ğında gerçekleşti

Daha önce Mısırlı yerli hal­kın ege­men­li­ğinde bulu­nan Mısır ve Şam’ın verimli doğu ve batı taraf­la­rına, ezi­len İsrail halkı yer­leş­miş, bu sûre­nin 128. ve 129. âyet­le­rin­deki vaad gerçekleşmişti.

( Ayet 142. ) Mûsâ’ya otuz gece süre belir­le­dik, buna on (gece) daha kat­tık. Böy­lece Rab­bi­nin belir­le­diği vakit kırk geceye tamam­landı. Mûsâ kar­deşi Hârûn’a, “Kav­mim ara­sında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın boz­gun­cu­la­rın yoluna uyma” dedi.

Hz.Mûsâ’nın kavmi, “Ey Mûsâ! Allah’ı apa­çık gör­me­dikçe sana inan­ma­ya­ca­ğız” demiş­lerdi. (Bakı­nız: Bakara sûresi, âyet, 55). Bu âye­tin son cüm­lesi onlara da bir cevap niteliğindedir.

( Ayet 143, ) Mûsa, belir­le­di­ği­miz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konu­şunca, “Rab­bim! Bana (ken­dini) gös­ter, sana baka­yım” dedi. Allah da, “Beni (dün­yada) kati­yen göre­mez­sin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni göre­bi­lir­sin.” dedi. Rabbi dağa tecelli edince

Allah’ın dağa tecel­lisi, O’nun kud­ret ve yüce­li­ği­nin izle­ri­nin dağ üze­rinde açığa çık­ması demektir.

( Ayet 157, )  Onlar, yan­la­rın­daki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bul­duk­ları Resûle, o ümmî

Ümmî”, okuma yazma bil­me­yen insan demek­tir. Ancak okuma yazma bil­me­yen, her insan bil­gi­siz olma­ya­cağı için, “ümmî”, cahil demek değil­dir. Nite­kim, okuma yazma bil­me­yen Hz. Pey­gam­ber, vahy yoluyla aldığı bil­gi­le­rin yanında, geniş çapta dün­yevi tec­rübe ve bil­gi­lere sahip bulunuyordu.

( Ayet 157, )   pey­gam­bere uyan kim­se­ler­dir. O, onlara iyi­liği emre­der, onları kötü­lük­ten alı­ko­yar. Onlara iyi ve temiz şey­leri helal, kötü ve pis şey­leri haram kılar. Üzer­le­rin­deki ağır yük­leri ve zin­cir­leri kaldırır.

Âyet­teki “ağır yük” ve “zin­cir” ifa­de­leri, mecazi olup, “ağır mükel­le­fi­yet­ler”, “ağır tek­lif­ler” anlam­la­rını ifade eder.

( Ayet 161, )  O zaman onlara denil­mişti ki: “Şu memlekete

Adı geçen mem­le­ke­tin Kudüs veya Erîha olduğu riva­yet edilmiştir.

( Ayet 162. ) Onlar­dan zul­me­den­ler hemen sözü, ken­di­le­rine söy­le­nen­den başka şekle sok­tu­lar. Biz de zul­met­me­le­rine kar­şı­lık üzer­le­rine gök­ten bir azab gönderdik.

Bakara sûre­si­nin 58 ve 59. âyet­le­rinde de zik­re­dil­diği üzere, söy­le­me­leri iste­nen “hıtta” (yâ Rabbi, bizi affet) ifa­de­sini, tef­sir kay­nak­la­rı­nın belirt­ti­ğine göre, buğ­day anla­mına gelen “hinta”ya çevi­re­rek güya alay etmişlerdir.

( Ayet 163, ) Ey Muham­med ! Onlara, deniz kıyı­sında bulu­nan kent halkının

Âyette sözü edi­len bu kent, Ürdün’ün Akabe lima­nına yakın “Eyle” kasa­bası olabilir.

( Ayet 163, ) duru­munu sor. Hani onlar Cumar­tesi (yasağı) konu­sunda haddi aşı­yor­lardı. Zira tatil yap­tık­ları Cumar­tesi günü balık­lar onlara akın akın geli­yor, tatil yap­ma­dık­ları (diğer) gün­lerde ise gel­mi­yor­lardı. İşte onları yol­dan çık­ma­ları sebe­biyle böyle imti­han ediyorduk.

Allah Teâlâ, İsra­ilo­ğul­la­rı­nın cumar­tesi (sebt) günü dün­yevi işler­den ve dola­yı­sıyla balık avın­dan sakın­ma­la­rını ve o günü iba­dete ayı­rıp tatil yap­ma­la­rını emret­mişti. Balık­lar cumar­tesi gün­leri akın akın sahile geli­yor, diğer gün­ler o derece gel­mi­yor­lardı. Bu bir imti­handı. İsra­ilo­ğul­ları bu yasağı ihlal ede­rek cumar­tesi gün­leri de balık avla­maya baş­la­dı­lar. Âyette anla­tı­lan olay budur.

( Ayet 179. ) Andol­sun biz, cin­ler ve insan­lar­dan, kalp­leri olup da bun­larla anla­ma­yan, göz­leri olup da bun­larla gör­me­yen, kulak­ları olup da bun­larla işit­me­yen bir­çok­la­rını cehen­nem için var ettik. İşte bun­lar hay­van­lar gibi, hatta daha da aşa­ğı­da­dır­lar. İşte bun­lar gafil­le­rin ta kendileridir.

Âyette sözü edi­len kim­se­ler, ken­di­le­rine veri­len bu yete­nek­leri kötü kul­lan­dık­ları için, cehen­nem­lik olmuş­lar­dır. Allah, bun­la­rın böyle dav­ra­na­cak­la­rını ezelde bil­diği için, onları “cehen­nem­lik­ler” ola­rak belirlemiştir.

( Ayet 183. ) Ben onlara müh­let veri­rim. Şüp­he­siz benim tuza­ğım çetindir.

Bura­daki “tuzak” keli­mesi için bu sûre­nin 99. âye­ti­nin dip­no­tuna bakınız.

( Ayet 185, ) Onlar gök­ler­deki ve yer­deki sınır­sız hüküm­ran­lık ve nizama

Bakı­nız: En’âm sûresi, 75. âyet ve ilgili dipnot.

( Ayet 189, ) Allah sizi bir tek nefis­ten yara­tan ve ken­disi ile huzur bul­sun diye eşini de ondan

ura­daki “ondan” ifa­desi “onun türün­den” şek­linde de anlaşılabilir.

( Ayet 189, ) var eden­dir. (İnsan) eşiyle bir­le­şince eşi hafif bir yük yük­le­nir (gebe kalır) ve (bir müd­det) onu taşır. Gebe­liği ağır­la­şınca her ikisi de Rab­leri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağ­lıklı bir çocuk verir­sen, elbette şük­re­den­ler­den ola­ca­ğız” diye dua ederler.

Âyette yer alan “bir tek nefis­ten yarattı” ifa­desi yara­tı­lan eşin, fiziki ola­rak o nefis­ten yara­tıl­dı­ğını değil, “nefis” (insan) ile eşi­nin aynı cinse, insan cin­sine men­sup ola­rak yara­tıl­dı­ğını ifade etmek­te­dir. Yani insan cin­si­nin erkek türü olan Adem’e, yine insan cin­sin­den, kadın türünde bir eş yaratılmıştır.

( Ayet 206. ) Şüp­he­siz Rab­bin katın­daki (melek)ler O’na iba­det etmek­ten büyük­len­mez­ler. O’nu tes­pih eder­ler ve yal­nız O’na secde ederler.

Bu âyet, Kur’an’daki on dört secde âye­tin­den biri­dir. Bun­lar­dan birini oku­yan, ya da din­le­yen kim­se­nin secde yap­ması vacip­tir. Bu sec­deye “tila­vet sec­desi” denir. Tila­vet sec­desi şöyle yapı­lır: Abdestli ve kıb­leye yöne­lik ola­rak tek­bir geti­ri­lip sec­deye varı­lır. Üç sefer “Süb­hane Rabbiye’l-a’lâ” deni­le­rek sec­de­den kal­kı­lır. Bu sec­deye, ayakta iken veya otu­rur­ken varı­la­bi­lirse de, ayakta iken gidil­mesi daha uygundur.

Araf Sure­si­nin Meali; Ulu­dağ üni­ver­si­tesi islam Hukuku öğre­tim üyesi Prof . Dr. Hamdi DÖNDÜREN tara­fın­dan hazır­lan­mış­tır ve Ahmed Deniz tara­fın­dan oku­nup ses­len­di­ril­miş­tir. Oku­du­ğu­nuz Tef­sir Riva­yet bölümü Diya­net işleri baş­kan­lığı site­sin­den alın­mış­tır. Sesli Araf sure­sini mp3 for­ma­tında Cep tele­fo­nu­nuza indi­re­bi­lir ayrıca Görün­tülü vide­osunu da bedava bil­gi­sa­ya­rı­nıza indirebilirsiniz. Cep Tele­fonu için MP3 For­ma­tında ücret­siz 9. Cüz indir.indir mp3 Araf Suresi Meali Bil­gi­sa­yar için kali­teli For­matta bedava 9. Cüz indir.indir mp3 Araf Suresi Meali

 

Bir Cevap Yazın

Name (*)

E-mail (*)

URI

Message

Kur'an-ı Kerim Mealini eksiksiz Dinle.

Gelişmiş Rastgele Yazılar

Tags

Archives