“Maide ” Sofra anlamındadır..

Tef­sir Riva­yete Göre Maide sure­si­nin iniş sebebi:

Medine döne­minde inmiş­tir. 120 âyet­tir. Sûre adını, 112. ve 114. âyet­lerde yer alan “mâide” (sofra) keli­me­sin­den almış­tır. Sûrede baş­lıca; veri­len söz­le­rin yerine geti­ril­mesi, İsra­ilo­ğul­la­rı­nın söz­le­rinde dur­ma­ma­ları, Hris­ti­yan­la­rın yan­lış inanç­ları, dün­yaya düş­kün­lük­leri ve yol­suz­luk­ları, müs­lü­man­lar için bazı tali­mat, uyarı ve dini hüküm­ler konu edilmektedir.

( Ayet 1, ) Ey iman eden­ler! Akit­le­ri­nizi yerine getirin.

Akit, söz­leşme demek­tir. Kelime burada, hem Kur’an’ın getir­diği iman esas­la­rını, Allah’ın emir ve yasak­la­rını, uygu­lan­ması gere­ken kural­ları, hem de genel anla­mıyla kişi­le­rin kendi ara­la­rında yap­tık­ları söz­leş­me­leri, ver­dik­leri söz­leri kapsamaktadır.

( Ayet 1, )  İhramlı iken avlan­mayı helâl say­ma­ma­nız kaydıyla

Hac ve umre için ihrama gir­miş bulu­nan­lar karada avla­na­maz­lar, ihramlı bir kim­se­nin avla­dığı hay­va­nın etin­den yiyemezler.

( Ayet 1, ) , oku­na­cak (bil­di­ri­lecek) olan­lar­dan başka hayvanlar

Hac ve umre için ihrama gir­miş bulu­nan­lar karada avla­na­maz­lar, ihramlı bir kim­se­nin avla­dığı hay­va­nın etin­den yiyemezler.

( Ayet 2, )  Ey iman eden­ler! Allah’ın (koy­duğu din) nişanelerine

Meâlde geçen “nişa­ne­ler” keli­mesi, âyet­teki “şeâir” keli­me­si­nin kar­şı­lığı ola­rak kul­la­nıl­mış­tır. “Şeâir”, ala­met­ler, işa­ret­ler ve sem­bol­ler demek­tir. Burada kas­te­di­len, dinin belir­gin ala­met­leri, işa­ret­leri ve sem­bol­le­ri­dir. Özel­likle de hac­cın eda edil­diği kut­sal yer­ler ve bazı hac fiilleridir.

( Ayet 2, )  , haram aya

Haram ay ifa­de­siyle Muhar­rem, Zil­kade, Zil­hicce ve Recep ayla­rın­dan her biri kastedilmektedir.

( Ayet 3, ) Ölmüş hay­van, kan, domuz eti, Allah’tan baş­kası adına boğaz­la­nan, (henüz canı çık­ma­mış iken) kes­tik­le­ri­niz hariç; boğul­muş, darbe sonucu ölmüş, yük­sek­ten düşe­rek ölmüş, boy­nuz­la­na­rak ölmüş ve yır­tıcı hay­van tara­fın­dan par­ça­lan­mış hay­van­lar ile dikili taşlar

Cahi­liye Arap­ları Kâ’be’nin etra­fına tazim amacı ile dik­tik­leri taş­lar üze­rinde kur­ban keser­lerdi. Kesi­len kur­ban­la­rın kan­ları bu taş­lar üze­rine ser­pi­lir, etleri bun­lar üze­rine konurdu.

( Ayet 3, )  üze­rinde boğaz­la­nan hay­van­lar, bir de fal okla­rıyla kıs­met aramanız

Cahi­liye dev­rinde, bir insan yap­mak iste­diği bir işe karar ver­mek ama­cıyla; bir torba içinde bulu­nan ve biri­nin üze­rinde ”yap!”, biri­nin üze­rinde “yapma” yazısı bulu­nan ve biri de yazı­sız olan üç oktan birini çekerdi. Yazı­sız okun çık­ması halinde çekiş tekrarlanırdı.

( Ayet 3, )  size haram kılındı. İşte bütün bun­lar fısk (Allah’a ita­at­ten kopmak)tır. Bugün kafir­ler dini­niz­den (onu yok etmek­ten) ümit­le­rini kes­ti­ler. Artık onlar­dan kork­ma­yın, ben­den kor­kun. Bugün sizin için dini­nizi kemale erdir­dim. Size nime­timi tamam­la­dım ve sizin için din ola­rak İslâm’ı seçtim.

Veda haccı sıra­sında Arafat’ta inen bu âye­tin ini­şin­den sonra Hz. Pey­gam­ber ancak 81 veya 82 gün yaşa­mış­tır. En son inen hüküm âyeti budur.

( Ayet 5, ) Bu gün size temiz ve hoş şey­ler helâl kılındı. Ken­di­le­rine kitap veri­len­le­rin yiye­cek­leri size helâl, sizin yiye­cek­le­ri­niz de onlara helâldir.

Kitap ehli­nin yiye­cek­le­ri­nin müs­lü­man­lara helal olması izni, domuz eti, boğaz­lan­ma­dan ölen veya öldü­rü­len hay­van­la­rın etleri gibi İslam’da yen­mesi yasak­lan­mış bulu­nan yiye­cek­leri kapsamaz.

( Ayet 17, ) Andol­sun, “Allah, Mer­ye­moğlu Mesih’dir”, diyen­ler kesin­likle kâfir oldular.

Aynı konu için bakı­nız: Mâide sûresi, âyet, 72.

( Ayet 20, ) Hani Mûsâ kav­mine demişti ki: “Ey kav­mim! Allah’ın, üze­ri­niz­deki nime­tini hatır­la­yın. Hani içi­niz­den pey­gam­ber­ler çıkar­mıştı. Sizi hüküm­dar­lar kılmıştır

Âye­tin bu kısmı, “Sizi kendi ken­di­ni­zin efen­disi kıl­mıştı” şek­linde de ter­cüme edilebilir.

( Ayet 21. )  “Ey kav­mim! Allah’ın size yaz­dığı kut­sal top­rağa girin. Sakın ardı­nıza dön­me­yin. Yoksa ziyana uğra­yan­lar olursunuz.”

Söz konusu top­rak­la­rın İsra­ilo­ğul­la­rına vatan ola­rak kal­ması, onla­rın, Allah’ın Kitabı ve Peygamberi’nin gös­ter­diği doğ­rul­tuda dürüstçe yürü­me­le­rine bağlı idi. Zira Tevrat’tan sonra Zebur’da da yer­yü­zünde ancak iyi kul­la­rın mirasçı ola­cağı ifade edil­miş­tir. Bakı­nız: Enbiya sûresi, âyet, 105.

( Ayet 33. ) Allah’a ve Resû­lüne savaş açan­la­rın ve yer­yü­zünde boz­gun­cu­luk çıkar­maya çalı­şan­la­rın cezası; ancak öldü­rül­me­leri, yahut asıl­ma­ları veya elle­ri­nin ve ayak­la­rı­nın çap­raz­lama kesil­mesi, yahut o yer­den sürül­me­le­ri­dir. Bu ceza­lar onlar için dün­ya­daki bir rezil­lik­tir. Ahi­rette de onlara büyük bir azap vardır.

Âyet-i keri­mede “Allah’a ve Rasû­lüne karşı savaş ve yer­yü­zünde boz­gun­cu­luk” şek­linde ifade edi­len suç, terör, yol kesme, kan dökme, eşki­ya­lık, yağ­ma­lama, masum insan­ları öldürme gibi top­lu­mun huzur ve süku­nunu boz­maya yöne­lik eylem­ler­dir. Bu âyet, terör, eşki­ya­lık ve yağ­ma­lama gibi top­lu­mun huzu­runu bozan gayr-ı meşru eylem­le­rin ne derece teh­li­keli oldu­ğuna işa­ret etmektedir.

( Ayet 41, ) Ey Pey­gam­ber! Kalp­ten inan­ma­dık­ları halde ağız­la­rıyla “İnan­dık” diyen­ler (müna­fık­lar) ile Yahu­di­ler­den küfürde yarı­şan­lar seni üzme­sin. Onlar, (Yahu­di­ler) yalan uydur­mak için (seni) dinlerler

Âye­tin bu cüm­lesi “Onlar yalana kulak verir­ler. Sana gel­me­yen bir top­lu­luğa kulak verir­ler” şek­linde de ter­cüme edilebilir.”

( Ayet 41, )  , sana gel­me­yen bir top­lu­luk hesa­bına din­ler­ler. Keli­me­le­rin (ifade için­deki) yer­le­rini bil­dik­ten sonra yer­le­rini değiş­ti­rir ve şöyle der­ler: “Eğer size şu hüküm veri­lirse onu tutun. O veril­mezse sakı­nın.” Allah kimin azaba uğra­ma­sını iste­mişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiç­bir şey yapa­maz­sın. Onlar, Allah’ın kalp­le­rini temiz­le­meyi iste­me­diği kimselerdir.

Çünkü ken­di­le­rinde böyle bir gay­ret bulunmamaktadır.

( Ayet 51. ) Ey ina­nan­lar! Yahudi ve hıris­ti­yan­ları dost edin­me­yin. Onlar bir­bir­le­ri­nin dost­la­rı­dır­lar. Siz­den kim onları dost edi­nirse kuş­ku­suz o da onlar­dan­dır. Şüp­he­siz Allah zalim­ler top­lu­lu­ğunu doğ­ruya iletmez.

Bu âyette müs­lü­man­la­rın, yahu­di­leri ve hris­ti­yan­ları, inanç­la­rın­dan dolayı ken­di­le­rine yakın görüp dost edin­me­leri yasak­lan­makta, onla­rın kendi inanç ve değer­le­rine sıkı sıkıya bağlı olma­ları isten­mek­te­dir. Bakara sûre­si­nin 102. âyeti de bu konuda açık bir uyarı niteliğindedir.

( Ayet 69. )  Şüp­he­siz ina­nan­lar (müs­lü­man­lar) ile Yahu­di­ler, Sabi­îler ve Hıris­ti­yan­lar­dan (her bir gru­bun kendi şeri­atında) “Allah’a ve ahi­ret gününe ina­nan ve salih amel­ler işle­yen­ler için hiç­bir korku yok­tur. Onlar mah­zun da olma­ya­cak­lar­dır” (diye hükmedilmiştir.)

Âyet hak­kında açık­lama için Bakara sûresi, âyet 62’nin dip­not­la­rına bakınız.

( Ayet 72, ) Andol­sun, “Allah, Mer­yem oğlu Mesih’tir” diyen­ler kesin­likle kafir oldu.

Aynı konu için bakı­nız: Mâide sûresi, âyet,17.

( Ayet 73, ) Andol­sun, “Allah üçün üçün­cü­sü­dür” diyen­ler kafir oldu.

Hıris­ti­yan­lar Allah’ı, Baba, Oğul ve Ruhu’l-Kudüs’ten olu­şan üçlü bir unsu­run par­çası ola­rak düşün­mek­te­dir­ler. Hıris­ti­yan­la­rın, Allah’ı “Üçün üçün­cüsü diye nite­le­me­leri, Hz.İsa ve Meryem’i de birer ilah ola­rak kabul etme­leri iti­ba­riyle de olabilir.

( Ayet 83, ) Peygamber’e indi­ri­leni (Kur’an’ı) din­le­dik­leri zaman hakkı tanı­ma­la­rın­dan dolayı göz­le­ri­nin yaşla dolup taş­tı­ğını görür­sün. “Ey Rab­bi­miz! İnan­dık. Artık bizi şahit­lerle (Muhammed’in ümmeti) ile

Muham­med ümme­ti­nin “şahit­ler” oluşu ile ilgili ola­rak bakı­nız: Bakara sûresi, âyet,143; Hac sûresi, âyet, 78.

 

( Ayet 89. ) Allah, boş bulu­na­rak etti­ği­niz yemin­lerle sizi sorumlu tut­maz. Ama bile bile yap­tı­ğı­nız yemin­lerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yemi­nin kef­fa­reti, aile­nize yedir­di­ği­ni­zin orta hal­li­sin­den on yok­sulu doyur­mak, yahut onları giy­dir­mek ya da bir köle azat etmek­tir. Kim (bu imkanı) bula­mazsa onun kef­fa­reti üç gün oruç tut­mak­tır. İşte yemin etti­ği­niz vakit yemin­le­ri­ni­zin kef­fa­reti budur. Yemin­le­ri­nizi tutun. Allah size âyet­le­rini işte böyle açık­lı­yor ki şükredesiniz.

Üç çeşit yemin var­dır: 1– Bile bile yalan yere yapı­lan yemin. Bunun kef­fa­reti yok­tur. Çünkü bu büyük bir vebal­dir, kef­fa­retle temiz­len­mez. Tövbe ve istiğ­far gere­kir. 2– Yan­lış­lıkla, boş bulu­na­rak yapı­lan yemin. Buna bir şey gerek­mez. 3– Kişi­nin gele­cekte bir şeyi yapa­ca­ğına veya yap­ma­ya­ca­ğına dair ettiği yemin. Bu yemi­nin bozul­ması halinde kef­fa­ret gere­kir. Âyet bu kef­fa­re­tin nasıl yerine geti­ri­le­ce­ğini açıklamaktadır.

( Ayet 90. ) Ey iman eden­ler! (Aklı örten) içki (ve ben­zeri şey­ler), kumar, dikili taş­lar ve fal okları ancak, şey­tan işi birer pis­lik­tir. Onlar­dan kaçı­nın ki kur­tu­luşa eresiniz.

Bu âyette, sar­hoş­luk veren her türlü içki, kuma­rın her çeşidi kesin­likle haram kılın­mak­ta­dır. Âyet indiği zaman, bütün müs­lü­man­lar, elle­rinde bulu­nan şarap­ları Medine sokak­la­rına döküp kap­la­rını kır­mış­lar, içki alış­kan­lık­la­rını; Kur’an’ın bu kesin emri kar­şı­sında tered­düt etme­den top­luca terk etmiş­lerdi. Meâlde geçen “içki” keli­mesi, âyet­teki “hamr” keli­me­si­nin kar­şı­lığı ola­rak kul­la­nıl­mış­tır. Bu bağ­lamda hamr, aklı örten şey demek­tir. Bu nite­lik­teki tüm içki ve uyuş­tu­ru­cu­lar hamr kap­sa­mına girer. Haram kılı­nan gıda­lar ile fal okları için ayrıca bakı­nız: Mâide sûresi, âyet, 3.

( Ayet 97, ) Allah; Ka’be’yi, o say­gı­de­ğer evi, haram ayı

Haram ay” ifa­desi ile ilgili ola­rak bu sûre­nin ikinci âye­ti­nin dip­no­tuna bakınız.

( Ayet 97, ) hac kur­ba­nını ve (bu kur­ban­lara takılı) ger­dan­lık­ları insanlar(ın din ve dün­ya­ları) için ayakta kalma (ve can­lanma) sebebi kıldı. Bun­lar, gök­lerde ve yerde ne varsa hep­sini Allah’ın bil­di­ğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hak­kıyla bil­mekte oldu­ğunu bil­me­niz içindir.

Bu âyette Kâ’be, haram ay ve kur­ban­lar, insan­lar için maddi ve manevi kal­kın­ma­nın sebeb­leri ara­sında gös­te­ril­miş­tir. Kâ’be dünya müs­lü­man­ları için inanç­taki tev­hid ile sos­yal tev­hi­din bir­likte yaşan­dığı müba­rek bir mekan­dır. Hac ayları da, bütün müs­lü­man­la­rın iman kar­deş­li­ğini, dost­luk iliş­ki­le­rini güç­len­di­ren bir mev­sim­dir. Ayrıca kesi­len kur­ban­lar ihti­yaçlı kit­le­lere des­tek sağ­lar. Tica­ret yoluyla eko­no­mik güç kaza­nı­lır. Her­kes için eşde­ğerde bir kıya­fet, bütün insan­la­rın eşit oldu­ğunu sim­ge­ler. İhram yasak­ları sos­yal hayatta kötü­lük­ler­den sakınma alış­kan­lığı kazandırır.

( Ayet 101, ) Ey iman eden­ler! Size açık­lan­dığı tak­dirde sizi üzecek olan şey­lere dair soru sormayın.

Bazı kim­se­ler Hz. Peygamber’e, “Hac her yıl mı farz, yoksa ömürde bir defa mı?”, “Benim babam kim­dir?” “Babam cen­nette mi, cehen­nemde mi?” gibi soru­lar yönelt­mişti. Bunun üze­rine âyette, kişi­nin üze­rine lazım olma­yan, neza­ket kaide­le­rine uyma­yan, cevap veri­lirse soru sahi­bi­nin üzül­me­sine yol açan soru­lar­dan kaçı­nıl­ması tav­siye edilmiştir.

( Ayet 103. ) Allah ne “Bahîre” ne “Sâibe”, ne “Vasîle” ne de “Hâm” diye bir şey meşru kıl­ma­mış­tır. Fakat, inkar eden­ler Allah’a karşı yalan uydu­ru­yor­lar. Zaten çok­la­rı­nın aklı da ermez.

Bahîre”, “Sâibe”, “Vasîle ve “Hâm”, put­pe­rest arap­la­rın ilah­la­rına kur­ban ettik­leri veya onlar adına ser­best bırak­tık­ları hay­van­lara veri­len isim­ler­dir. “Bahîre” beşin­cisi erkek olmak üzere beş batın doğu­ran ve sağıl­ma­yıp, binil­me­yip, kulağı yarı­la­rak salı­ve­ri­len deve; “Sâibe” bir kim­se­nin yaka­lan­dığı has­ta­lık­tan kur­tul­duğu tak­dirde “Bahire” yap­mayı ada­dığı deve demek­tir. Arap­lar, koyun dişi doğu­rursa yav­ruyu ken­di­le­rine sak­lar, erkek doğu­rursa bunu put­lara kur­ban eder­lerdi. Kuzu­la­rın, dişili erkekli ikiz olma­ları halinde dişi­nin hür­me­tine, erkeği de kur­ban etme­yip “Vasîle” adıyla salı­ve­rir­lerdi. ”Hâm” ise on nesil deveyi döl­le­yen ve sır­tına yük vurul­ma­yıp salı­ve­ri­len erkek deve demektir.

( Ayet 109, ) Allah’ın, pey­gam­ber­leri toplayıp

Allah Teâlâ, her pey­gam­beri kendi ümmeti hak­kında konuş­tu­ra­cak, şahid ola­rak din­le­ye­cek­tir. Ümmet­le­rin pey­gam­ber­lere karşı takın­dık­ları tavrı göz­le­ri­nin önüne serecek. Pey­gam­ber­le­rine bağlı kalan­lar sevi­necek, onları aşa­ğı­la­yan veya ilah­laş­tı­ran­lar­dan hesap soru­la­cak­tır. Bu âyet­lerde, pey­gam­ber­ler ara­sında ifrat ve tef­rite en çok hedef olan Hz. İsa bir örnek ola­rak ele alınıyor.

( Ayet 110, ) O gün Allah şöyle diyecek: “Ey Mer­yem oğlu İsa! Senin üze­rin­deki ve annen üze­rin­deki nime­timi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Ceb­rail) ile des­tek­le­miş­tim. Beşikte iken de, yetiş­kin iken de insan­lara konuşuyordun

Hz. İsa’nın beşikte iken konuş­ması ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: Âl-i İmrân sûresi, âyet, 46; Mer­yem sûresi, âyet, 29–33.

( Ayet 110, )  Hani, sana kitabı, hik­meti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.

Kitap” yazı veya bütün ilahi kitap­lar, “hik­met” kitap­lar­daki ilim, din ve dünya için ihti­yaç duyu­lan şey demektir.

( Ayet 110, )Hani iznimle çamur­dan kuş şek­line ben­zer bir şey yapı­yor­dun da içine üflü­yor­dun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.

Konu ile ilgili ola­rak ayrıca bakı­nız: Âl-i İmrân, âyet, 48,49.

( Ayet 111, ) Hani bir de, “Bana ve Pey­gam­be­rime iman edin” diye havarilere

Hava­ri­ler, Hz. Peygamber’in saha­bi­leri gibi; Hz. İsa’yı gör­müş, ona iman etmiş ve sada­katle yar­dımda bulun­muş kimselerdir.

Maide Sure­si­nin Meali; Ulu­dağ üni­ver­si­tesi islam Hukuku öğre­tim üyesi Prof . Dr. Hamdi DÖNDÜREN tara­fın­dan hazır­lan­mış­tır ve Ahmed Deniz tara­fın­dan oku­nup ses­len­di­ril­miş­tir. Oku­du­ğu­nuz Tef­sir Riva­yet bölümü Diya­net işleri baş­kan­lığı site­sin­den alın­mış­tır. Sesli Maide sure­sini mp3 for­ma­tında Cep tele­fo­nu­nuza indi­re­bi­lir ayrıca Görün­tülü vide­osunu da bedava bil­gi­sa­ya­rı­nıza indirebilirsiniz. Cep Tele­fonu için MP3 For­ma­tında ücret­siz 7. Cüz indir.indir mp3 Maide Suresi Meali Bil­gi­sa­yar için kali­teli For­matta bedava 7. Cüz indir.indir mp3 Maide Suresi Meali

 

Bir Cevap Yazın

Name (*)

E-mail (*)

URI

Message